HOMOSİSTEİN

Tıkayıcı Damar Hastalıklarında Yeni Bir Risk Faktörü
30 yılı aşkın süredir yapılan klinik ve deneysel çalışmalar, farklı nedenlerden dolayı kan homosistein düzeyindeki artışın, erken yaşlarda başlayan ve tekrarlayıcı nitelikte olan tıkayıcı damar hastalıkları (tromboembolik hastalıklar) için "tek başına" bir risk faktörü oluşturduğunu göstermektedir. Bu durumdaki damar hastalıkları, genellikle 40 yaşın altındaki bireylerde oluşmaktadır.

Vücutta homosistein düzeylerindeki artışın önemi, erken yaşlarda gelişen ve hayatı tehdit edecek derecede önemli olabilen damar tıkanıklıklarına (beyin, kalp-koroner- ve periferik) yol açmasıdır. Vurgulanması gereken önemli bir konu ise, hafif düzeylerdeki artışın bile damarlardaki tıkayıcı mekanizmaları uyarabilmesidir.

Yapılan geniş kapsamlı çalışmalarda, 60 yaş altında venöz tıkayıcı damar hastalığı geçirenlerde yüksek homosistein prevalansının %30.4, arteriyel tıkayıcı damar hastalığı geçirenlerde ise %37.5 olduğu saptanmıştır.

Artmış kan homosistein düzeyi ile venöz tıkayıcı hastalıkların "gelişimi ve tekrarlaması" arasındaki pozitif bir ilişkinin saptanmasının yanısıra, bugüne kadar bildiğimiz risk faktörlerinin olmaması durumunda (kollesterol yüksekliği, sigara kullanımı, hipertansiyon), bu yüksekliğin myokard infarktüsü için bir risk faktörü oluşturduğu belirtilmektedir.

Homosistein düzeylerindeki artış, genetik olarak bazı enzim sistemlerindeki yetmezlikten olabileceği gibi, bu enzim yapıları normal olmasına rağmen, B6, B12 vitaminleri ve folik asidin beslenme yolu ile alımındaki yetersizlik sonucunda da gelişebilir. Genetik olarak enzimlerdeki yetersizlik sonucu oluşan kan homosistein düzey artışında, taşıyıcı bireylerin ve bu bireylerin çocuklarının belirlenmesi gerekmektedir. Böylece erken yaşlarda gelişme riski olan tıkayıcı damar hastalıklarının önlenmesine yönelik tedavi olanakları denenebilecektir. Beslenme yolu ile alım azlığında ise, eksik olan vitamin veya folik asidin yerine konması, hastalık riskinin azalmasını sağlayabilecektir.

Yapılan çalışmalarda homosistein düzeyinin, erkeklerde ve menopozdaki kadınlarda daha yüksek olduğu, yaşla birlikte artış gösterdiği, yine başta böbrek yetmezliği olmak üzere pek çok organ hastalığı (hipotiroidi, psöriazis, lösemi, solid tümör, v.b.) ve çeşitli ilaç kullanımı (metotreksat, karbamazepin, fenitoin, hidralazin, v.b.) durumlarında artabileceği saptanmıştır.

Günümüzde sağlık politikası, hastalık oluşmadan tanı koyma ve olası hasarı en aza indirme yönündedir. Pek çok merkezde homosistein taraması rutine sokulmuştur. Özellikle erken yaşlarda gelişen damar hastalıklarında olası bir risk faktörü olarak incelenmelidir. Laboratuvarımızda, 1998'den itibaren, plazma homosistein düzey tayini rutin olarak çalışılmaya başlanmıştır ve check-up programımızda da yerini almıştır.

 

(Düzen Laboratuvarı yayınlarından yararlanılmıştır.)



Bültenler Ana Sayfası

Sayfanın Başı


Ana Sayfa | Medila Hakkında | Testler | Bülten | Konum | Başvuru | İletişim | Linkler